Sağlık

Bağışıklığı Zayıflatan Faktörler Nelerdir?

Hangi Faktörler, Hangi Mekanizmayla Bağışıklığı Zayıflatır?

Ellerinizi sık sık yıkamanın, bütün koruyucu aşıları olmanın, yeterli uyumanın ve sağlıklı bir beslenme programına uymanın kendinizi virüslere ve diğer mikroplara karşı korumanın etkili yollarından olması şaşırtıcı değildir. Bazen farkına varamayacağınız bazı şeyler vücudunu­ zun kendini koruma yeteneğini zayıflatıp enfeksiyon veya kanser gibi hastalıklara zemin hazırlar.

Boş zamanınızı nasıl  geçirdiğiniz,  stres seviyeniz, ne sıklıkta alkol veya sigara içtiğiniz, ne kadar fiziksel aktivite yaptığınız ve soluduğunuz havanın kalitesi bile bağışıklık sisteminizin zayıflamasını etkiler.

Stres

Stres, kişiyi fiziksel veya ruhsal açıdan zorlayan koşullara bağlı ge­ lişen bir tepkidir; aynı zamanda canlıların kaçma veya savaşma seçe­ neklerini değerlendirmesi gereken bir duruma işaret eder. Yaşamın temelinde ve başarılı olmanın altında stres ve bunun yönetimi yatar. Stres iyi yönetildiği zaman kısa sürede atlatılarak kişinin zorluklarla mücadele etme, çözüm geliştirme yeteneğini geliştiren ve kendisini aş­ masını sağlayan olumlu bir süreci başlatır. Fakat birçok kişi stres yöne­ timi yapamaz ve kısa sürede yararlı olan stres müzminleşerek vücutta dengesizliklerin oluşmasına neden olur. Uzun süreli yoğun stres dö­ nemleri bağışıklık sistemini etkiler. St.res karşısında vücutta sempatik sistem uyarılır. Bunun sonucunda vücudun savaşa hazırlanması için kalbin hızı artırılır, daha sık nefes alınıp verilir, kaslara daha fazla kan ve oksijen gönderilir. Fakat stres uzun sürer ve müzminleşirse, strese bağlı olarak vücutta artan kortizol hormonu enfeksiyon ve kanserle mücadele eden T hücrelerinin işlevini bozar.Yapılan araştırmalar uzun süreli stresin enfeksiyon, kalp-damar hastalığı ve kanserden ölüm ris­ kini artırdığını göstermiştir.

Stres ile mücadele etmede sosyal hayatta aktif olmak, arkadaşlardan destek almak, öncelikleri belirleyerek hayat akışını planlamak, bir hobi ile uğraşmak, düzenli egzersiz yapmak, ibadet etmek, yoga ve tai ehi gibi gevşeme tekniklerini uygulamak yardımcıdır. Nefes terapileri, re­ sim, müzik gibi sanat terapileri de stresin azaltılmasında faydalıdır.

Yalnızlık
Yalnızlık

Yalnızlık

Yapılan bilimsel çalışmalar, müzmin stres yaşayanlara benzer şekilde yalnızlık duygusu olanların ve sosyal iletişimi olmayanların bağışıklık sis­ teminde, sempatik sistem aktivitelerinin artması sonucu bozukluk geliş­ tiğini göstermiştir.1 Yalnız kişilerde kalp-damar hastalığı, kanser ve beyin hastalığı gibi çeşitli sağlık sorunlarının daha fazla görüldüğü, bu kişilerin enfeksiyona daha fazla yatkın olduğu gösterilmiştir.2 Kendisini yalnız hissedenlerde serbest rad ikal isimli zararlı maddelerin daha fazla oluşu­ muna bağlı gelişen hasar nedeni ile bağışıklık sisteminin bozulabildiği gösterilmiştir. Ayrıca yalnız yaşayanlarda sigara tüketiminin daha fazla olduğu, iltihap göstergesi CRP düzeyinin yüksek olduğu, bu kişilerin hareketsiz yaşadıkları gösterilmiştir.3 Şubat 2015’te Psikolojik Bilimler’de yayımlanan araştırmanın sonucu, birisine sarılmanın bile başlı başına stresi azaltarak hastalığa yatkınlığı azaltabileceğini düşündürmektedir.”

Bir kişi kendisini yalnız hissettiğinde, kanında stres hormonu olan norepinefrin hormonu önemli ölçüde daha yüksek bulunur.5 Bir kişi hayatını tehdit eden bir durumda olduğunda, norepinefrin kan yoluyla dokulara yayılarak virüs gibi patojenlere karşı savunma sağlayan bağışıklık sistemi işlevlerini durdurur. Onun yerine yara yeri iyileşmesinde rol oynayan, monosit denilen beyaz kan hücrelerinin üretimi artar. Bu iltihap ·önleyici beyaz kan hücreleri yaralara karşı vücudu savunmada son derece yeteneklidir, ancak diğer insanlarla yakın sosyal temastan

  • kaynaklanan viral hastalıklara karşı savunmada zayıf kalmaktadır. Bu da virüs kökenli hastalıklara yatkllılık sağlamaktadır.

Sosyalleşme imkanı olmayan kişilerin özellikle paylaşımda bulunabi­ lecekleri ve kendilerinin sahiplenebilecekleri bir hayvanın olması yalnız­ lık hissinin yaratacağı müzmin stresten korunmada, pozitif duyguların gelişmesinde, hareketsizliğin azaltılmasında ve yaşama arzusunun tekrar kazandırılmasında yararı  vardır.6 Günümüzde tamamlayıcı tedavilerde, sevgi paylaşımında hayvanların kullanılmasıyla yalnız yaşayan kişilerde beyinsel fonksiyonlarda iyileşme ve depresyonda azalma sağlanmıştır.7

Dünya nüfusunun giderek yaşlanması, endüstriyel hayatla beraber insanların daha bencil olması, özellikle yaşlılar başta olmak üzere bir­ çok insanın yalnız yaşamasına neden olmaktadır.Yaşla beraber bozulma eğiliminde olan bağışıklık sisteminin işlevleri diğer yaşamsal faktörlerle daha hızlı bozulmakta, bu da çeşitli sağlık sorunlarından ölüm riskini artırmaktadır. En iyisi, hayatta mülk değil dost biriktirmektir. Ataları­ mız ne güzel demiş, ev değil komşu al!

Hareketsiz yaşam tarzı
Hareketsiz yaşam tarzı

Hareketsiz yaşam tarzı

Amerikan Koruyucu Önleyici Tıp Dergisi’nde yayımlanan Ocak 2012 tarihli bir araştırmaya göre, zaman içinde çok fazla oturma ve egzersiz­ den kaçınma vücudun enfeksiyonla mücadele yeteneğini bozmaktadır.8 Yaş, cinsiyet faktörlerinin yanı sıra sigara veya alkol tüketmek gibi di­ ğer zararlı alışkanlıklar ne olursa olsun, hareketsiz bir yaşam tarzı erken

ölüm riskinin artmasına neden olmaktadır. 2014 yılında yapılan bir araştırmada, düzenli ve ağır olmayan orta derecede fiziksel aktivitenin virüs enfeksiyorılarına: karşı koruduğu ve bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasını sağladığı gösterilmiştir.

Bilimsel çalışmalar, hareketsizliğin bağışıklık sisteminin bozulması­ na, iltihaplanmaya ve diğer kronik hastalıklara yol açabileceği uyarısı­ nı net bir şekilde yapmaktadır. Günlük rutininize 30 dakikalık düzenli tempolu yürüyüş gibi basit bir egzersiz eklemek hayat kurtarıcı olabilir.

Özellikle gün boyu masa başı çalışan beyaz yakalıların bu egzersize ek olarak çalışma saatleri içinde saat başı birkaç dakika gerinmeleri veya kısa yürüyüş yapmaları kanser, kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı ve şişmanlıktan ölüm riskini azaltmakta faydalıdır.

Aşırı egzersiz yapmak
Aşırı egzersiz yapmak

Aşırı egzersiz yapmak

Koltukla dost olmak bağışıklık sistemini net bir şekilde bozmaktadır ama bunun tersi aşırı egzersiz yapmak da bağışıklık sistemini bozmak­ tadır. Bilimsel çalışmalara göre, aşırı egzersiz sendromu olarak adlandı­ rılan çok fazla yorucu egzersiz yapılması vücut için zayıflatıcı olup kişiyi enfeksiyona karşı daha savunmasız hale getirmektedir.ıo Uzun süreli ve ağır egzersiz yapılması vücutta strese neden olmakta, stres hormorılan­ nın aşırı salgılanması da bağışıklık sistemini bozmaktadır. Bunun yanı sıra kaslarda aşırı çalışmaya bağlı olarak oluşan atıklar iltihabi süreci uyararak bağışıklık sisteminin bozukluğunu daha da artırmaktadır.

Özellikle profesyonel sporcuların ağır egzersiz programlarının olması onları hastalıklara daha yatkın hale getirmektedir. Yoğun egzersiz ya­ panlarda çörekotu ekstresi kullanılması, bağışıklık sistemi üzerindeki olumsuz etkiyi giderebilir.11 Günde 1-2 çay kaşığı çörekotu yağı ve tozu tüketilmesi yeterlidir.

Sporcuların spirulina desteği almalarının da yoğun egzersizin getirdi­ ği tahriban azaltabileceğine dair bilimsel çalışmalar vardır.12 Günde 1O gram spirulina desteği alınabilir.

Yoğun egzersizin vücutta oluşturduğu zararlı oksidan hasar, ozon otohemoterapi ile antioksidan kapasite artırılarak giderilebilmektedir.13 Özellikle yarış atlarının sağlıklarını da olumsuz etkileyen aşırı egzersizin olumsuzlukları  ozon  tedavileriyle azaltılabilmektedir.

Yoğun egzersiz öncesi 3 gram C vitamini alınması kas güçsüzlüğün­ de, kas harabiyetinde azalma ve antioksidan kapasitede iyileşme ile ilişkili bulunmuştur.

Atletlerde ağır egzersizin oluşturduğu hasar, günde 3 kapsül corcy­ ceps sinensis ve 2 kapsül ganoderma lucidum mantarı ekstresi verilme­ siyle 3 aylık süreçte belirgin azalmaktadır .15 Ayrıca ağır egzersiz sendro­ muna bağlı gelişen hormonal dengesizlik düzelmektedir.

Sağlıklı bir yaşam ve düzgün çalışan bağışıklık sistemi için aşırı eg­zersizden kaçınılmalıdır. Profesyonel sporcuların yukarıda bahsettiğim destek tedavilerini bir sağlık profesyoneli yardımıyla almaları yararlı olabilir.

Tütün mamulleri ve nikotin

Tütün mamulleri ve nikotin içeren e-sigara içilmesi

İster gelenekselsigara ister e-sigara için, net olan bir şey var, bağışıklık sisteminizi bozan nikotine maruz kalıyorsunuz. Nikotin, stres hormonu korcizol seviyelerini artırırken B hücresinden antikor oluşumunu ve T hücrelerinin yabancı  antijenlere tepkisini _azaltır.16 Sigara tüketiminin bırakılması bağışıklık sistemine olumsuz etki yapan kortizol hormonu­ nun seviyesini düşürür, böylece bağışıklık sisteminin  çalışmasında  düzelme olur. Sigarayı bırakıp nikotin bandı kullananlarda ise kortjizolde azalma olmamaktadır.

Şubat 2015’te PLOS One dergisinde yayımlanan, fareler üzerinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre e-sigaradan gelen buhar akci­ ğerleri enfeksiyona daha duyarlı hale getirebilir ve zarar verebilir.18 Araş­ tırmacılar, e-sigaraların güvensiz olduğunu, çünkü buharlarının serbest radikaller içerdiğini gösteriyor. E-sigara buharı solunum yolu iltihabına ve bakteri ve virüslere verilen yanıtların bozulmasına neden olabilmek­ tedir.

Nikotinin, bilimsel çalışmalarda gösterilen bağışıklık sistemi üzerine olumsuz etkilerini şöyle özetleyebilirim

•    Enfeksiyona karşı vücudun verdiği bağışıklık tepkisini bozar.

  • Dalak hücrelerinin antikor oluşturma yeteneğini azaltır.
    • Kandaki bağışıklık hücresi monositlerin çoğalmasını azaltır.
    • Monositlerin azalması lenfosit, makıiofaj ve dentritik hücre gibi di­ ğer bağışıklık sistemi hücrelerinin enfeksiyona veya kanser hücresi­ ne tepki vermesini bozar.

Bu sonuçlara baktığımızda neden yeni koronavirüs, yani COVID-19 enfeksiyonunun sigara içenlerde ciddi hastalık ve ölüm riskini 14 kat artırdığını daha iyi anlıyoruz.

Bu nedenle nargile dahil tütün ürünlerinin tüketilmesinden, nikotin içeren bant, sakız gibi ürünlerden ve e-sigaradan kesinlikle uzak durul­ması şarttır.

İnsanlığın bundan sonraki mücadelesi bağışıklık sistemi ve enfeksi­ yon ajanları arasında olacaktır. Binanın temelinden çalacağınız en ufak bir tuğla: ileride basit bir rüzgar ile bile binanızı yıkılabilir hale getire­ bilir.

Beslenme
Beslenme

Beslenme

İnsanlarda beslenmenin bağışıklık sistemi üzerinde büyük rol oyna­ dığı, mikrop-enfeksiyon teorisinin bile henüz bulunmadığı Hipokrat döneminden beri bilinmektedir. Beslenme yetersizliği veya bozukluğu­ nun özellikle çocuklarda enfeksiyona bağlı sakatlık ve ölüm riskini artır­dığı iyi bilinmektedir.

2014 yıLnda yayımlanan bir bilimsel çalışmaya göre, fast food ta:rzı beslenme bağışıklık sistemine yüksek ölçüde zarar vermektedir.25 Fast food gibi doymuşyağdan, şekerden ve tuzdan zengin bir diyet bağışıklık sistemini bozarak enfeksiyonun yanı sıra birçok ciddi hastalığa zemin hazırlar. Kalorisi yüksek ama lif ve besin değeri dük olan fast food tar­ zı beslenme özellikle çocuk ve gençlerin sağlığını, dolayısıyla toplumun geleceğini tehdit etmektedir. Bu yüzyılın mikrobik salgınlarla geçeceği dünülürse, toplum sağlığını tehdit eden en önemli maddelerden biri­ dir.Ülkeler stratejik planlamalarında beslenmeye ayrı bir önem vermeli, bilimsel komisyon kurulmalıdır. Bu komisyonda endüstri azınlıkta ola­ cak şekilde temsil edilirken, bilf m insanları çoğunluğu oluşturmalıdır. Aksi takdirde toplumun sağlığından çok endüstrinin sağlığına (!) yöne­ lik kararlar çıkma riski vardır.

Alkol tüketimi
Alkol tüketimi

Alkol tüketimi

Alkol tüketimi başta karaciğer hastalıkları ve kanser olmak üzere bir­ çok sağlık sorununun nedenleri arasındadır. Alkol tüketimi, bağışıklık sisteminin istilacı zararlı patojenlere tepkisini azaltmaktadır. Alkol vü­ cuda girdikten sonra karaciğerde ilk önce alkol dehidrogenaz (ADH) enzimi aracıliğı ile aseraldehit maddesine dönüşür.29 Asetaldehit ise al­ dehit dehidrogenaz ·(ALDH)  enzimi tarafından  asetata dönüştürülür.

Asetat ise hücre içinde karbonhidrat, yağ .ve protein metabolizmaların­ da kullanılır. Alkolün temel toksik maddesi asetaldehittir. Asetaldehit, alkol tüketimi sonrasında gelişen yüzde kızarma, çarpıntı, bulantı ve kusmaya neden olan maddedir. Kadınlarda asetaldehitin ortadan kaldı­ rılması erkeklere göre daha yavaş olduğu için alkole karşı duyarlılıkları daha fazladır. Alkol. tüketimi süreklilik kazandıkça asetaldehitin uzak­ laştırılmasını sağlayan karaciğer enzimlerinin miktarı artar ve kişi daha fazla alkol tüketmeye başlar.

Asetaldehit maddesi akciğerlerin savunmasını oluşturan ve zararlı patojenleri hapseden balganun dışarı atılmasını sağlayan tüycüklerin hareketini bozar. Böylece alkol tüketenler bakteri ve virüs saldırılarına daha yatkın hale gelir. Alkol, alveol isimi verilen akciğerin küçük hava keseciklerinde bağışıklık siteminin büyük yiyici makrofaj hücrelerinin bakterilere, virüslere saldırıp yok etmesini, parçalamasını da engeller.30 Bunlar da alkol kullanan insanları enfeksiyon için daha yüksek risk al­tına sokar.

Bağırsak florası, bağışıklık sisteminin sağlıklı tepki vermesinde bü­ yük rol oynar. Alkol tüketimi bağırsak florasını bozarak karaciğer başta olmak üzere çeşitli hastalıkların gelişmesine neden olacak müzmin il­ tihabi süreci başlatır ve devam ettirir.31 Özellikle alkole bağlı karaciğer yağlanması ve karaciğer hastalığının tedavisinde en önemli hedeflerden biri de bozulmuş olan sağlıklı bakteri floramızın yani mikrobiyotamızın düzeltilmesidir.

Yaşlanma
Yaşlanma

Yaşlanma

Yaşlılarla bebeklerin benzediği noktalardan biri de her ikisinin ba­ ğışıklık sistemi zayıf olmasıdır. Bebeklerin antikor üretimi henüz ge­ lişmediği için enfeksiyonlara karşı mücadelede zayıftırlar. Yaşlılarda ise bağışıklık sisteminin yaşlanmasına bağlı antikor üretimi azalmış ve len­ fosit fonksiyonları bozulmuştur. Yaşlanmayla beraber müzmin iltihabi hastalıkların daha sık görülmesi bağışıklık sisteminin daha da bozulma­ sına ve enfeksiyonlara yatkınlığa neden olur. Yaşlılarda daha sık kanser görülmesinin bir nedeni de öldürücü T lenfositlerin azalmasıdır.

İlaç kullanımı
İlaç kullanımı

İlaç kullanımı

Bazı ilaçların gelişi güzel kullanımı bağışıklık sisteminizi olumsuz et­ kileyebilir. Mide yakınması toplumda sık görülür. İnsanlar altta yatan besinsel ve yaşamsal hatalarını düzeltmek yerine işin kolayına kaçara,k sıklıkla mide ilaçlarını kullanma eğilimi taşır. Proton pompa inhibitörü (PPİ) ilaçları (omeprazol, lansoprazol, esomeprazol vs) mide asit salgısı­ nı kuvvetli engelleyerek mide yanması şikayetlerinin azalmasında yarar sağlar. Fakat PPİ ilaçlarının kontrolsüz uzun süreli kullanılması duru­ munda yabancı patojenlere karşı bariyer olan mide asidi azalmakta, bu da zararlı maya ve bakterilerin aşın büyümesine izin vermektedir. Bu durum bağırsak mikrobiyotamızı, yani sağlıklı floramızı bozarak ba­ ğışıklık sisteminin düzgün çalışmasını bozmaktadır. Yeni araştırmalar PPİ ilaçlarının bağırsak florası n ı bozmasının yanı sıra 1yıldan fazla süre kullanımının kalınbağırsak kanseri riskini belirgiri şekilde artırdığını göstermiştir.33

Özellikle romatizma! hastalıklar başta olmak ere birçok sağlık so­ rununda kullanılan kortikosteroid ilaçları da bağışıklık sistemini etkiler. Birçok insan astım, eklem iltihabı ve otoimmün hastalık gibi durumları tedavi etmek için çeşitli kortikosteroid tedavisi alır. Kortikosteroidler vücudun bağışıklık sisteminin kiınyasal aktivitesini azaltarak iltihabı azaltır. Bu özellikleri ile ciddi yararları vardır. Fakat yüksek düzeyler­ de kortikosteroid tedavisi vücudun bağışıklık sisteminin ana bileşenleri olan B hücreleri ve T hücrelerinin üretimini engeller. Pandemi dönem­ lerinde özellikle virüslere karşı savaşta önemli oları bağışıklık sistemine daha az etki gösteren ilaçların tercih edilme şansı varsa bu tedavilere

geçilmesi daha iyi olabilir. Uluslararası romatizma dernekleri kortikosi­ teoid tedavisinin kesilmemesini, mümkün olan en düşük dozlarda ida­ me edilmesini önermektedir.34 Hastaların bu konuda doktorlarından yardım almaları gereklidir. Örneğin eklem romatizması olan akciğer kanserli bir hastamda kortikosteroid tedavisi yerine hidroksiklorokin tedavisine geçerek gerek yeni koronavirüse gerekse romatizmal hastalığa karşı iyi bir çözüm bulduk.

Ağız hijyeninin bozuk olması

Ağız hijyeninin bozuk olması
Ağız hijyeninin bozuk olması

Birçok insan ağız bakımı ve ağız hijyeninin bağışıklık sistemi üze­ rine etkilerini bilmemektedir. Halbuki ağız sağlığı doğal floramız olan mikrobiyotamızı etkilediği için bağışıklık sisteminin çalışması üzerinde önemli rol oynar. Diş-dişeti hastalıkları, çürüme ve ağız enfeksiyonları gibi risk faktörleri, bağışıklık sistemimizin savunma hücreleri olan beyaz kan hücrelerini ortaya çıkarıyor ve bu hastalıklarla mücadeleye yardımcı olmak için aktive oluyor. Bu ağız enfeksiyonları tedavi edilmezse bağı­ şıklık sistemimiz tehlikeye girebilir ve zamanla zayıflayabilir.38 Tekrarla­ yan veya müzminleşen ağız içi enfeksiyonlar bu bölgede zararlı mikrop­ ların yerleşmesini artırır ve kanser dahil enfeksiyonun vücuda yayılması gibi ciddi sorunlara neden olur.Ayrıca daha yoğun antibiyotik kullanıl­ masına yol açarak dirençli enfeksiyon riskinin de artmasına neden olur.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu